Tek derdim başlık olsun lan.

Nasıl bi’ türküsün sen?
Nasıl da insanın kemiklerini etine batırırcasına can yakıyorsun?..

“Belki yaslanırdın bana, mahpusta duvar olsaydım..”

Çok istedim.
Balık’la olan hikayemi mutlu bir sonla bağlamayı çok istedim. Ama o, ondan nefret etmem için elinden geleni yaptı. Anlatılacak çok şey yaşandı lakin ne gücüm ne de yüzüm var. Nice sevdiğim o adamın ettiklerini anlatmaya, benim yüzüm yok. Bundandır ki, abartısız, son 2 aydır, ölmüş gibi davranıyorum. Öyle yok sayıyor, öyle nefret ediyorum.

Yazdıklarıma bile tahammül edemediğimden kapatmış idim burayı. Sonra kendime haksızlık ettiğimi fark ettim. Şimdi yeniden buradayım. Ve bu sefer, en çok, kendime karşı güçlüyüm.

:)

ve bütün orospu çocukları güzel kokar.

Sen sözünü tutmadın.
Türküler söylemedin bana.
Ama ben defalarca, bıkmadan dinledim sazının sesini.

Ve her seferinde, parmaklarının arasındaki, mızrap olmak istedim..

Peki;

Sazlı sözlü o muhteşem rakı sofrasından kalktıktan sonra, babamın bana sarılıp, gülümseyerek, “kime o türküler, kim var gönlünde?” demesi? Benim hüngür hüngür ağlamam? ..

Ezim ezim eziliyor yüreğim.
Çok yalvardım, kabul olmaz dileğim..

“Sana hiç bi şey vaad edemem. Ama şeftali soyarım. Yumurtan kaynarken çayını tazelerim. Dolmuştan inince beni ararsın vardım diye. Sonra saçlarından öperim yonca arayan tavşan nezaketi ile. Hiç bi şeyim yok benim ama seviyorum lan ben seni. Gel kızım yaa. Valla gel. Bak bi dal sigaram var, onu ikiye kırar, içeriz. Gel.”

Birini böyle çok sevmeyin.
Laf olsun diye demiyorum.
Gerçekten sevmeyin.

Sahiplenmeyin herşeyini.
Gülüşüne takılmayın mesela.
Sonra sizden başka kime gülse, dert oluyor içinize.
Boynuna gömülüp nefes almayın.
Kokusunu duymadığınız her an nefesiniz kesiliyor çünkü.
Omzunu öpmek istemeyin.
Daha siz dokunamazken gömleği değiyor, kıskanıyorsunuz.
Avuçlarını koklamayın.
O avuca telefon sığıyor, cüzdan sığıyor, sigara paketi sığıyor, anahtar sığıyor, ama bir sizin eliniz sığmıyor. Güceniyorsunuz.
Kirpiklerini sevmeyin.
Her biri ok olup, ciğerinize batıyor.
Hele sesini, hiç sevmeyin.
Sonralarda, konuştukça canınızı yakıyor.

Hepsini geçtim.
Sevdiği şarkıları sevmeyin.
Onu özledikçe sevdiği şarkıları dinliyorsunuz sonra.
Müzik çalarınız bile size ait olmaktan çıkıyor.

Bir adam için playlistinizi değiştirmeyin.
Sakın.

Sevgili Müdürüm;

Aylardır beynimi yediniz. Geçen hafta “ne yapsam da memnun olmuyorsunuz zaten. neden katlanayım ki?” isyanımdan sonra bir ara yola geldiniz, kıçınız başınız oynamayacak diye sevindim diye ama yok.

İşe başladığımdan beri, bütün çöplü saplı işleri yaptım. Resmi yazışmaları bilmiyorum dedim, yardım ederim dediniz. 4 aydır bütün yazışmaları kendim yapıyorum. Sizin hazırlayıp imzalamanız gereken tüm evrakları hazırlayıp, yerinize defalarca imza attım. Neden, çünkü kıçınızı kırıp yerinizde oturmuyorsunuz. Ha desem ki sizin de kendinize göre işleriniz var, o da değil. Çünkü abartısız, hiç bir bok yaptığınız yok. Yapmadığınız gibi benim işlerime burnunuzu sokuyorsunuz. “Kızım sen bana avans çık, ama muhasebeden çıkış yapma. Merkezdekiler görmesin. Kasada varmış gibi göster, maaş günü düşersin” Sonra vay efendim sifirmakyaj neden deliriyo.

Benim derdim beni aşmış zaten, birde sizin bokpüsür işlerinizle uğraşıyorum. Canımdan bezdim yemnediyom. İlk zamanlarımı hatırlıyorum da, ohh, giy topuklu ayakabbıları, saç baş gayet düzgün, hafif de bir makyaj, mutlu mesut geliyordum işe. Şimdi; kot, konvers, topuz üçlüsü ile takılıyorum.

Ha buarada bütün gün mesir macunu yediğiniz gerçeğine hiç takılmıyorum bile farkındaysanız. O minnak beyninizden nasıl fantaziler geçiyor bilmiyorum ama, en yakın zamanda malafatınızın düğümlenmesi dileği ile.

6 yaşında çocukluğu örselenmiş biri olarak; ben buna susamıyorum işte..
Buna dayanmıyorum.
Buna katlanamıyorum.
Hiç bir ceza, hiç bir yaptırım çalınan hayatları, çocuklukları geri vermeyecek.


Onlar Pozantı Cezaevi çocukları.
Onlar, yaşları 15 ile 18 arasında değişen çocuklar.
Onlar, cinsel taciz ve tecavüze maruz kalan çocuklar.
Onlar, tecrite gönderilen çocuklar.
Onlar, sırtını utanca dönen çocuklar.

Yıkılasın Pozantı..

Sabaha karşı karanlığı var havada.
Yağmur yağıyor.
Her taraf çamur.
Pislik.
Kapkaranlık yol.
Nefes nefeseyim.
Yağmur vuruyor yüzüme.
Berbat bir haldeyim.
Hızlı adımlarla yürüyorum.

Orada.
O kapkaranlık yolun sonunda.
Arabasını görüyorum.
Hemen yanında da O’nu.
Orada bekliyor, görüyorum.

Sanem yetişiyor arkamdan.
Nişanlığının etekleri çamur olmuş.
Saçı bozulmuş.
‘Nişana geç kalacağız’ diyor.
Ağlıyorum.
Gelemeyeceğimi söylüyorum.

O’na bakıyorum.
Görüntüsü belirsizleşiyor.
Koşmaya başlıyorum.

Annemi ve babamı görüyorum.
Özür diliyorum.
Kardeşimi görüyorum.
Ve bir tek kardeşime sarılmak için duruyorum.
Bir daha dönmeyecek gibi sarılıyorum.

Ben gece yağan yağmurda korkarım.
Çok korkarım hemde.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyorum.
Bağırıyorum.
Duymuyor.

Ben yaklaştıkça o küçülüyor.
Araba kayboluyor önce.
Ne tarafa gideceğimi şaşırıyorum.
Delirecek gibi oluyorum.
Boğazım sızlıyor bağırmaktan.
En sonunda kendime bile duyuramıyorum sesimi.

Saatine bakıyor, gülümsüyor.
Ellerini iki yana açmış,
‘Elimden bir şey gelmiyor’ çaresizliği ile gülümsüyor.

Elleri kayboluyor sonra.
Bedeni küçülüyor.

Yanına ulaştığımda,
O,
Tamamen kayboluyor.

Bir ışık düzinesinin içinden,
Yusufçuklar uçuyor.

Bakakalıyorum..

Ben rüyamda bile,
Sana ulaşmak için,
Mahvoluyorum..

Hayatının bir yerinde olsaydım, tırnaklarını kesmeme bile izin verirdi belki..
Kainatın en güzel şiiridir, yüzün ..

-Eren Erdem.

“Ama yokuz, bunu ağla artık” - 5

Sıkışmış vaziyetteyim.
Mucizevi bir his istiyorum. Ya da çok daha büyük bir acı. Ya da O’nu sevdiğim gibi onu sevmemi beklemeyen bir adam.

Vazgeçmek istiyorum artık.
artık’ …

Başka biri koklamak istesin ellerimi.
Başka biri sevsin parmaklarımı.
Başka biri okşasın saçlarımı dakikalarca.

Herşey öyle başkalaşsın ki, o’nu unutayım.
Hiç olmamış gibi.
Hiç yaşanmamış gibi.

Herşey öyle başkalaşsın ki, yeniden ‘ben’ olayım.
Ona dair taktığım tüm maskeleri atabileyim.
Tüm izlerini.

Ruhum arınsın istiyorum.
Anlıyor musunuz?
R u h u m  a r ı n s ı n.